MİGROS Direnişi ekseninde 'Kavel' şiirini yeniden okuma / Metin Turan
MİGROS Direnişi ekseninde Hasan Hüseyin Korkmazgil’in 'Kavel' şiirini yeniden okuma.
Hasan Hüseyin 'KAVEL’İN TARİHSEL ARKA PLANI “Kavel” 1963’te İstanbul’un İstinye semtindeki Kavel Kablo ve Elektrik Fabrikası’nda yaşanan grevden doğan ve Hasan Hüseyin’in ilk baskısı 1963 yılında yapılan kitabına ad olan simgesel bir şiirdir. 170 (kimi yayınlarda 173) işçinin ağır çalışma koşullarına, düşük ücretlere ve sendikal baskılara karşı çıktığı bu eylem, metal ve kent işçilerinin mücadele tarihindeki dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçmiştir. Dönemin yasal çerçevesinde grev hakkı resmen tanınmadığı için işçiler “yasadışı eylem” nedeniyle dışlanmaya çalışılmış, buna karşın kapılarını kaynaklayarak içeri kilitlemeleri, sendikadan istifa baskısına direnmeleri ve direnişi fabrika kapısı önüne taşıyarak çadır kurmaları gibi eylemler o tarihe değin örneğine rastlanmamış kolektif irade ve organizasyon örneği sunmuştur. Baskı ve sindirme girişimlerine karşın, 35 gün süren direniş sonunda hem işçi hakları korunmuş hem de daha sonraki toplu sözleşme ve grev haklarının yasal zemine kayması için bir pencere açılmıştır. Bu tarihsel arka plan, Kavel’in bireysel duygularla değil, ortak bellek ile ilişkilendiğini gösterir. Grev, bir sosyal hareket olduğu kadar toplumsal düzeyde bir “ortak bilinç” üretim aracı haline gelir. Kavel bu tür sosyal mitolojiyi inşa eden ürünlerden biri olduğu için ayrı bir işleve sahiptir. İşime karım dedim, karıma Kavel diyeceğim. “Kavel” şiiri, özgün olarak bir kişinin duygu ve düşüncelerinden ziyade kolektif bir duygunun dilsel ifadesidir. İlk dizede şairin “İşime karım dedim, karıma Kavel diyeceğim” söylemi, genellikle bireyin yaşamında temel kabul edilen değerlerin (eş, aile vb.) yerine artık direniş ve mücadele odağının konulduğunu gösterir. Toplumsal aidiyet, şair için artık aşk ilişkileriyle değil, emekçilerin mücadelesiyle tanımlanır. Hasan Hüseyin, Kavel grevcilerinin kendi varoluşundaki yerini oyunsuz ve doğrudan kabul eder. Bu kabul, onun şiir diline sadece toplumsal bir mesaj değil, aynı zamanda ahlaki bir yük de bindirir. Şairin dili, klasik romantik aşk şiirlerinden farklıdır: o, aşkı değil, direnişi kutsar, grevciyi meşrulaştırır ve çoğullaştırır. “Kavel”de biçimsel açıdan dikkat çeken bir özellik, klasik şiirsel ezgi ve imgelem yerine ritmik ve tekrarcı söyleyişlerin kullanılmasıdır. Şiirin bir bölümünde tekrar edilen “güneşse güneş beyoğlubeyler/topraksa toprak beyoğlubeyler”, yahut “ve izin verirlerse kavel grevcileri/ izin verirlerse istinyeli emekçi kardeşlerim…” dizeleri, bir eylem ritmi taşır. Bu tekrarlar, kolektif bir sloganın şiirselliğe dönüşmüş halidir. Şiir hem slogan hem de ritüel gibi okunabilir. Bu kullanım, şiiri okuyan ya da dinleyen topluluğun zihninde hareket içinde hatırlatıcı işlev görür. Direniş ve dayanışma, ritmik tekrarlarla bir tür moral ve kolektif bilinç oluşturur. Bu açıdan “Kavel”, yazınsal metnin kuşatıcılığında Yeniçeri gülbangı gibi söylenen bir destan motifidir. EDEBİYAT DİRENİŞ ve TARİHSEL SÜREKLİLİK Edebiyat ile siyaset arasındaki ayrışma, günümüz toplumsal çalkantılarıyla birlikte iyice bulanıklaşmış durumdadır. Bütün ekonomi-politik birçok nedeni sayılabilir ancak, edebiyat cephesinden bakıldığında yabancılaşmanın giderek derinleştiğini yazar-aydın kimliğindeki ayrışmanın, aydın aleyhine büyüdüğünü görmek gerekir. Türkiye’de edebiyat insanında derinleşmiş bir toplumsal duyarlık kaybı dolayısıyla da edebiyatın gücü konusunda tartışmanın yeniden yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda bilinci berraklaştırmak bakımından kimi yazınsal ürünleri güncel bağlamları eşliğinde yeniden okumanın tarihsel belleğin paslanıp çürümemesi için yararlı olduğunu düşünüyorum. Sanat, toplumun dönüşmesi ve dönüştürülmesi konusunda, her zaman başka pratiklerden daha etkili bir işleve sahiptir. Bir dışavurum sanatı olarak şiir, bireysel duygu ve estetik arayışın ötesine geçerek toplumsal bilinci besleyebilir, mücadele alanlarında sloganlardan daha etkili olabildiği gibi derin izler de bırakabilir. Bu bağlamda HASAN HÜSEYİN’in Kavel adlı şiiri, imge örgüsü, şiirsel söylemi ayrı bir değerlendirme konusu olmak üzere, aynı zamanda sınıf mücadelesinin, grev tarihinin edebiyatla kesiştiği noktada taşıdığı anlamla dikkat çekicidir. Şiir, yukarıda da belirttiğim gibi, aynı isimli kitapla Şükran Kurdakul’un yönetimindeki Ataç Yayınevi tarafından (boyutu, kapak ve sayfa düzeni bakımından şairin içine sinmemesine karşın) 1963’te yayımlanmış, 1964 Yeditepe Şiir Armağanı almıştır. “Kavel” şiiri, yazıldığı 1960’ların Türkiye’sinde işçi sınıfının adını edebiyat alanına sokan ilk büyük yapıtlardan biridir. Şiir yayımlandıktan ve ödül aldıktan sonra yalnızca yazınsal başarı kazanmamış, aynı zamanda işçi direnişinin kolektif dilini şekillendiren manifesto gibi okunmuştur. Bu, şiirin toplumsal işlevini sadece sanatsal düzeyle sınırlamayarak, direnişçilerin zihin dünyasında kavramsal yer edinen bir metin haline getirmiştir. 28 Ocak 1963’te 170 işçinin tezgah başında oturma eylemi ile başlayan Kavel direnişinden 63 yıl sonra aynı ay içinde Migros depo işçileri, düşük zam dayatmasına karşı iş bırakarak yurttaşlara ‘boykot’ çağrısı yapmışlardır. Migros depo işçilerinin talepler arasında yaşanabilir ücret zammı, işten çıkarılanların işe iadesi ve taşeron uygulamasına son verilmesi bulunuyor. Dolayısıyla günümüz direnişleri, “Kavel”in işaret ettiği kolektif bilincin sadece tarihsel değil, güncel bir yansıması olarak okunabilir. Şiir, toplumsal mücadele ile estetik ifadenin kesişiminde bir yerdedir. Dolayısıyla sadece okunmak için değil, yaşanmak ve yaşatılmak için yazılmıştır. Bugün Migros depo işçilerinin direnişi esnasında, birçok sosyal aktör işçilerin yanında durmakta ve haklı taleplerine destek vermektedir. Talepler ve direniş biçimi tarihsel Kavel direnişi ile doğrudan örtüşmese de eşitlik, adalet ve onurlu bir yaşam hakkı için mücadele ekseninde aynı perspektife sahiptir. Bu bağlamda Hasan Hüseyin’in şiiri, bir destinasyon olarak “Kavel” grevini işaret etmekle birlikte, bugünün işçi direnişlerine miras sunar. Şiir, sınıf mücadelesinin edebiyatla birleştiği noktada tekrar tekrar okunmak, tekrar tekrar hatırlanmak ve bir yaşam biçimi olarak yeniden üretilmek zorundadır. Çünkü şiir, sokakta, grev alanında, dayanışma eylemlerinde kendi varlığını yeniden kurar. Bu niteliği ile “Kavel”, bir fabrika grevini anlatan herhangi bir şiir değil, işçi sınıfının tarihsel bilinç üretimine katkı sağlayan, mücadeleyi estetikleştiren ve okuyucuyu kolektif bellek ile yüzleştiren bir yapıttır. Şiirin dili doğal olarak, politik olana içkin bir estetik üretir. Güneşin gündüzün efendisi olması gibi, şiir de direnişin yazınsal öncüsüdür. Hasan Hüseyin, bu şiirde sadece Kavel grevini değil, insanın direniş iradesinin şiirsel bir simgesini üretmiştir. Bu şiir, bugün Migros gibi direnişlerin yaşandığı bir dönemde tekrar okunup tartışıldığında, sözün gücünün toplumsal hareket alanlarında hâlâ ne kadar etkili olduğunu da göstermektedir. Metin Turan
bilirim mor gecelerini rasputin şamdanları
bu çelenk senin için yalnız senin için bu kanlı bebek
ola ki mermer konuşa inciler oynaşa tabaklarında
(Kavel 7. Basım, Bilgi Yayınevi, 1993)
ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada,
güneşe karışmadıkça etim
kavel grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim (s.45)
Gercekedebiyat.com




















YORUMLAR